"Hoş geldiniz, sunulan hizmetlerden faydalanmak için sisteme giriş yapmalısınız"

BANA ULAŞIN

Talep ve önerilerinizi bana yazarak iletebilirsiniz.

Sonuçlar

1. HKS OKULU DERS NOTLARI

Nerden Nereye: /

14.06.2011

1. HKS Okulu Ders Notları

İrtibat teli arayın :

SAĞLIK PERSONELİ SAĞLIĞI

Nerden Nereye: /

17.02.2011

Sağlık personelinin sağlığı (SPS) konusu, sağlık politikalarıyla iç içedir. Çünkü koruyucu sağlık hizmetlerinin ağırlık kazandığı bir sosyalleştirme politikası, sağlıkçıların daha çok toplum içerisinde çalıştırılmasını hedefler.

Sağlığını yitirene sorarsanız, “Dünyadaki en büyük hazine nedir?” diye, alacağınız yanıt “Sağlık” olacaktır. Buna karşın, kendisini sağlam sanan kişilere bu soru soruyu sorduğunuzda, değişik yanıtlar alabilirsiniz.

Sağlığını yitirmenin nasıl bir şey olduğunu sormak isterseniz, “Damdan düşenlere” yani hastalananlara ve onların en yakınlarına sorun; bir de sağlık personeline sorun. Hele sağlık personeli öyle acı yüklü olguları yaşamaktadır ki, hastalarının yaşadığı açmazı içinde hissetmektedir ki, kuşkusuz “hasta ve yakınlarından” çok daha fazla deneyimlidir.

 Bir gün herkesin sağlığının bozulması kaçınılmazdır. Yapmamız gereken bu kara günü olabildiğince öteye itmektir. Bunun için yürütülen çalışmalar, koruyucu sağlık hizmetleri başlığı altında toplanır.

Sağlığı korumanın değerini en çok sağlıkçıların bilmesi gerekir. Her gün karşılaştıkları acı, umutsuzluk ve pişmanlık içindeki hastalardan nelerin yapılıp, nelerin yapılmaması gerektiğini çoktan öğrenmiş olmalıdırlar.

Yalnızca evde, sokakta değil, iş çevremizde de sağlığımızı bozan kötülüklerle karşılaşırız. İş tehlikeleri az değildir; ama tanıması bilgi ve dikkat ister. Bu tehlikelerden korunmak, önerilen önlemlere uymak da bilinç ister.

Sağlık personelinin karşı karşıya kaldığı sorunları incelerken, hiç kuşkusuz bu olgu, yürütülen sağlık politikalarıyla iç içe girmektedir. Yine bu konu, kimleri sağlık personeli olarak gördüğünüzle de yakından ilgilidir. Kısaca bu iki konuyu açıklayalım:

Sağlık personelinin sağlığı (SPS) konusu, sağlık politikalarıyla iç içedir. Çünkü koruyucu sağlık hizmetlerinin ağırlık kazandığı bir sosyalleştirme politikası, sağlıkçıların daha çok toplum içerisinde çalıştırılmasını hedefler. Bu yaşam alanlarındaki risklerle sağlıkçıların daha çok karşılaşmasına yol açabilir. Sözgelimi, kardan yolu kapanmış bir köye erişmeye çalışan sağlıkçıların, “donma” tehlikesi ile karşı karşıya kalması birçok meslekte önümüze çıkmayacak yaşamsal bir tehlikedir. Buna karşın, koruyucu sağlık hizmetleri umursamayan, çağdışı (geleneksel) sağlık hizmet modellerinde, hastanecilik uygulamaları daha önem kazanır. O zaman sağlıkçıların önüne, yoğun teknoloji kullanımının getirdiği mesleksel sorunlar yığılmaya başlar. Her iki uygulamada, işyerindeki mesleksel bağımsızlık ve konum sıralamaları birbirinden farklıdır.

Yine aynı çerçevede, sağlık ocaklarını aile hekimliği merkezlerine dönüştürmeye çalıştığınız zaman, tersanelerde taşeron kullanımında olduğu gibi, çalışma koşullarından sağlık koşullarına kadar tüm sorunların derinleşmeye başladığını görürsünüz. Çünkü, yeni patronunuz, çalışma sürelerini uzatmaya, çalışma süreleri içerisinde soluk aldırmamaya, alınması zorunlu sağlık-güvenlik önlemlerini maliyet kaygılarıyla ikinci plana itmeye başlar. Artık işyerindeki mesleksel bağımsızlık ve konum sıralamaları da değişmiştir.

SPS konusu, ülkenin sosyo-ekonomik düzeniyle de yakından ilgilidir. Çünkü halkın geniş kesimlerinin, hizmetlerden yoksun kalması (su, kanalizasyon, sağlıklı konut, eğitim vb), bulaşıcı hastalıkların, en çok görülen hastalıklar sıralamasında öne geçmesine yol açar. Bu öncelikleme, aynı zamanda, sağlık personelinin karşılaşma olasılığı olan mesleksel riskler içerisinde bulaşıcı hastalıkları öne çıkarır.

Ele aldığımız konu bir avuç insanı mı ilgilendirmektedir? Hayır. Sağlık personelinin kapsamı oldukça geniştir. Kimler sağlık personelidir? Kapsam, yürütülen sağlık politikasına göre farklılık gösterir. Ayrıca yeni teknolojilerin sağlık alanına yansıması, sağlık mesleklerine de yeni eklemeler getirmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) ortaya koyduğu sağlık personeli listesi ise, eksikleriyle birlikte yol gösterici olmayı sürdürmektedir. DSÖ’ye göre, sağlık meslekleri şöyle sıralanmaktadır:

·  Hekim

·  Hemşire

·  Diş hekimi

·  Sağlık memuru

·  Ebe

·  Eczacı

·  Biyolog

·  Diyetisyen

·  Veteriner

·  Ziraat mühendisi

·  Tıp fizikçileri

·  Sağlık mühendisleri

·  Çevre sağlığı teknisyenleri

·  Çocuk gelişimi uzmanları

·  Sosyal hizmet görevlileri

·  Sağlık eğitimcileri

·  Fizyoterapistler

·  Değişik dallarda çalışan teknisyenler

·  Hastabakıcılar

·  Hizmetliler

·  İdari işler görevlileri

·  Şoförler


Sağlık personelinin karşı karşıya kaldığı mesleksel tehlikeler içinde, “en çok görülen, en çok sakat bırakan ve en çok öldüren” özelliklerine göre, önde gelen 5 tanesi şunlardır:

1. Enfeksiyonlar: Yalnızca bulaşıcı hastalıkların tedavisi ile uğraşan servislerde değil; ameliyathanelerde, kan ya da solunum yoluyla geçen hastalıkların tedavisiyle uğraşılan bölümlerde de sağlık personeli risk altındadır. Hepatit, AİDS, şarbon sağlıkçıların meslek hastalıklarının en bilinenlerindendir.

2. Radyasyon: Görüntüleme merkezlerinde ve kemoterapi ünitelerinde çeşitli yollarla personel radyasyona sunuk (maruz) kalabilir. Hastalar, bir kez, ama sağlık personeli birçok kez radyasyona sunuk kalmakta; yaşamını radyoaktivite yüklü alanlarda geçirmektedir. Servislerde ya da ameliyathanelerde, hasta başında ve korunmasız gerçekleştirilen işlemlerde sıklıkla etkilenme söz konusudur.

3. Anestetik ve kimyasal maddeler: Ameliyathanede hastaların bayıltılması için kullanılan kimyasalların çoğu, bir süre sonra insan sağlığı için zararlı olduğu anlaşılarak terk edilmektedir (Örneğin: Trikloretilen). Hastanın bayıltılması işlemini birçok kez tekrarlayan anesteziyoloji personeli ve ameliyathane çalışanları, sızıntılar dolayısıyla risk altındadır. Ayrıca biyokimya vb laboratuarlarda çalışan personel de çeşitli kimyasallarla karşı karşıyadır.

4. Kaba kuvvet uygulanması (işyerinde şiddet): Toplum hastalıklardan korunma konusunda umursamazdır. Toplum, erken tanı konusunda duyarsızdır. Ama “en son aşamada sağlık tesisine getirdiği” hastasının ne pahasına olursa olsun kurtarılmasını bekler. Mesleğimizin kaçınılmaz bir olgusu olan bu istem karşısında, sağlık personeli de elinden geleni yapmak ister. Ama yaşamın gerçekleri ile isteklerimiz her zaman buluşmaz. Bunu kabullenmek de kolay değildir. Hele hasta ve yakınları için... Ama duyulan tepki ve öfkenin hedefine sağlık çalışanlarını oturtmak vefasızlıktır. Hele yetersiz kapasiteler ve personel sayısındaki kısıtlamaları düşündüğümüzde, hizmetteki aksamaların faturasının, yöneticilerce ustaca, sağlık personeline yönlendirilmesi hainliktir. Bu hainliği, yalnızca sağlık tesislerinin yöneticileri, yalnızca hatalı sağlık politikalarının mimarı politikacılar yapmıyor; çarpık düzeni sürdürmeyi kendi çıkarlarına uygun görenler de, günah keçisi olarak kendilerinin dışındakileri (özellikle de çalışanları) gösteriyorlar.

5. Aşırı ve düzensiz çalışma (vardiya, nöbet, gece çalışmaları, çağrı üzerine çalışma gibi): Sağlık personelinin yoğun olarak maruz kaldığı aşırı ve düzensiz çalışma çok sayıda sağlık sorununa ve iş güvenliği problemine yol açabilmektedir. Bunlar arasında belli başlıları; kronik uykusuzluk, yorgunluk, motorlu araç kazaları, hafıza ve konsantrasyon bozuklukları, iş kazaları, malpraktis, bazı kanser türleri, duygu-durum bozuklukları, tükenmişlik sendromu, yabancılaşma ve aile içi gibi sorunlar olarak belirtilebilir.

Bunların dışında, sağlık personelinin, meslek uygulamalarından kaynaklanan “bedensel, ruhsal ve sosyal” birçok tehlike tanımlanabilir.

Bu mesleksel tehlikelerin tümü önlenebilir. Hiç biri kaçınılmaz değildir; uygun önlemlerle sıfıra yaklaştırılabilir. O zaman sorgulamamız gereken konu şudur: Nasıl?

Bilim, her konuyu yeniden yeniden keşfetmez. Önce bu konuda yapılmış olan keşifleri ve uygulamaları gözden geçirir. Enfeksiyon hastalıklarının bulaşma yolları 19. yüzyıldan beri çözümlenmeye başlanmıştır. Hatta bunların aşıları ve ilaçları da çoğunlukla ortaya konulmuştur. Radyasyon konusunda ise, uluslararası sözleşmelerden, uluslararası kurumsallaşmalara kadar birçok koruyucu mekanizma ortaya konulmuştur. Ülkemizde de bunların tümü kabul görmüştür. Kimyasallar ve anestetik gazlar ile ilgili bilgi birikimi de oldukça fazladır. Hem dünyada ve hem de Türkiye’de bunların zararlı etkilerinin nasıl tanınabileceği ve önlenebileceği konusunda geniş bir bilgi birikimi bulunmaktadır.

Sağlık personelinin karşı karşıya kaldığı risklerden “kaba kuvvet uygulanması” bunlar içerisinde çözümü en zor olandır. Çünkü toplumda şiddet kullanımı, tek başına bireysel öfke ve çaresizlikten kaynaklanmaktadır. Öyle olsaydı, insanlar, ilkel toplumlarda da, hasta tedavisini üstlenen yüce kişileri (şaman, büyücü vb) döver ve öldürürlerdi. Bu şiddet uygulaması, yenidir ve küreselleşmenin toplumda yaygınlaştırdığı bir tepki biçimidir. Bu bakımdan kesin çözümü, bir tek sağlık tesisinin kendi olanaklarıyla açıklanamaz. Ama güvenlik önlemlerinin arttırılması, güvenlik personelinin güçlendirilmesi ve potansiyel tehlikeler karşısında hasta yakınlarının sağlıkçılarla görüşmesinde sayı sınırlamasına gidilmesi düşünülmelidir.

Hiç kuşkusuz, bütün bu risklerin çoğalmasına ve etkisinin ağırlaşmasına yol açan en önemli etmen “çalışma süreleri”dir. Bu süreyi, yalnızca, çalışılan kurumda geçen süre olarak görmek doğru değildir. Sağlıkçının, bir gün içerisinde, kendi adına ya da ücretli olarak yürüttüğü diğer çalışmaları da “mesleksel riskle karşılaşılan süre” içerisinde görmek gerekmektedir. Önlemleri de bu çapta değerlendirmek gerekir.

SPS konusunda, gerek tanı ve gerekse bunların önlenmesi çalışmaları, tek tek bireylerin boyunu aşan çalışmalardır. Çünkü başarıyı sağlamak için karşılarında, ekonomik yönden kendisinden çok daha güçlü yöneticileri (ya da patronları) ve neyin nasıl yapılacağını söyleyen devasa bir bilim dalı (iş sağlığı güvenliği) vardır. Başarı için örgütlenme şarttır.

Türkiye’de SPS konusunda ilk çalışmalar, 01.01.1989 yılı başında Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi tarafından başlatılmıştır. “Bu bizim sağlığımız” sloganı ile yürütülen çalışmalarda, dörtlü bir yol izlenmiştir:

1. Bu konuda bilgi birikiminin geliştirilmesi,

2. İşyerlerinden gelen bildirim formlarından bir arşiv oluşturulması,

3. SPS alanında yürütülecek araştırmaları özendirmek ve desteklemek adına, “TTB İşçi Sağlığı Araştırma Özendirme Ödülü” konulması,

4. Tabip odaları düzeyinde SPS kollarının kurulması.

Ne yazık ki, bu andığımız uygulama sürdürülememiştir. Türk Tabipleri Birliği’nin konuya olan ilgisi kesintilerle hala sürmekte; zaman zaman bu konuda bilimsel toplantılar düzenlenmektedir. Ancak bu mücadelenin, tüm sağlıkçı örgütleri tarafından ve özellikle de sendikalarca üstlenilmesi, kararlılıkla sürdürülmesi gereklidir.

Bu, yalnızca çalışanların kendilerine (ve ailelerine) karşı sorumlulukları değil, aynı zamanda mesleksel bir sorumluluktur. Sağlık çalışanları, yalnızca kendi mesleksel sağlıkları için değil, tüm çalışanlarını sağlığı için duyarlı olmalıdırlar. Ülkemizde meslek hastalıklarının, çoğunlukla tanı bile konulmadan gözden kaçırıldığı düşünüldüğünde, bundan sağlık çalışanlarının da önemli bir payı olduğu unutulmamalıdır. Bumerang etkisiyle, tüm çalışanların meslek hastalıklarına karşı gösterilen kayıtsızlık, sağlık personelinin sağlığını bozmakta; onların hastalıklarına karşı kayıtsızlığı beslemektedir.

Gözümüzü, kulağımızı, beynimizi bu düşüncelere açalım. Yoksa günün birinde her üçünü de, “meslek aşkıyla” kaybedebiliriz.


Prof. Dr. Gürhan FİŞEK

Ankara Üniversitesi S.B.F. Ögrt. Üyesi

Fişek Enst. Çalş. Çocuklar Bilim ve Eylem Mrkz. Vakfı Genel Yönetmeni

 

 kaynak:sağlıksen.org.tr

İrtibat teli arayın :

SAĞLIK ÇALIŞANLARINA YÖNELİK ŞİDDET

Nerden Nereye: /

17.02.2011

Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet: Risk Faktörleri, Etkileri, Değerlendirilmesi ve Önlenmesi

Sağlık alanında ortaya çıkan şiddet, diğer iş yerlerine göre oldukça fazladır  ve daha az kayda alınmaktadır. Sağlık kurumlarındaki şiddetin Sağlık çalışanlarının maruz kaldığı şiddete ilişkin yurt dışı ve yurt içinde birçok çalışma yapılmıştır. Çalışmalardan elde edilen bulguların az oranda bildirildiği, sadece yaralanma gibi ciddi olayların şiddet olarak algılandığı, diğerlerinin bildirilmediği çalışmalarda öne çıkmıştır.


Bir çalışmada sağlık kurumunda çalışmanın diğer iş yerlerine göre şiddete uğrama yönünden 16 kat daha riskli olduğu gösterilmiştir. Araştırmalar hastalar kadar hasta yakınlarının da sağlık çalışanlarına şiddet uyguladığını göstermektedir.


KANADA

En çok şiddet uygulama acil serviste gerçeklemiştir

Şiddete uğrama sıklığı %60

Sözel istismar %76

Fiziksel tehdit veya saldırı %86

şiddette uğramalarından dolayı hastalardan korkanlar %73

iş doyumunda azalma %74

uğradığı şiddeti rapor edenler %67


İNGİLTERE

hastalar tarafından davranışsal tehdit alanlar %23

hasta yakınları tarafından davranışsal tehdit alanlar %15,5

fiziksel saldırı oranı %20


TÜRKİYE (Eskişehir,Ankara,Kütahya çalışması)

Şiddete en sık pratisyen hekimler ve hemşirelerin uğramaktadır

en sık Acil Servislerde çalışanlar şiddete maruz kalmaktadır.

Son bir yıl içinde en az bir kez şiddete maruz kalma oranı %49.5 olarak belirtilmiş

Olguların %48.3’inin 1-5 kez arasında şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır.

Kadınlarda şiddete uğrama sıklığının daha yüksek olduğu saptanmıştır (%60’a %40).

sözel şiddetin %72.4

fiziksel şiddetin %11.7

silah, bıçak veya kesici delici aletlerin %0,3 oranında kullanıldığı belirtilmiştir.

Çalışmada değinilen bir başka nokta da; çalışanın şiddete uğrama sırasında, genellikle yardım alamadığıdır


ACİL SERVİSLER’deki durum ise; İzmir’de yapılan bir çalışmada katılımcıların %98.5’i sözel şiddete uğradıkları %19.7’sinin de fiziksel şiddete uğradıkları belirtilmiştir.

Adana’da acil servislerde yapılan bir çalışmada, katılımcıların %100’ü her nöbetlerinde, en az bir kez sözel şiddete maruz kaldıklarını belirtmişlerdir. Bir aylık sürede, saldırgan davranışın %53.2, fiziksel şiddetin ise %38.5 olduğu gösterilmiştir.


Sağlık Çalışanlarında Saldırı Sonrası Görülen Sorunlar

Kanada’da yapılan bir çalışmada, acil serviste şiddete maruz kalanların %38’inin sağlık alanı dışında başka bir işe geçmeyi istedikleri,yaklaşık %18’inin acil serviste çalışmak istemedikleri, bir kısmının da işlerinden ayrıldıkları belirtilmiştir.


Şiddete uğrayanların %25’inin şiddet olayı sonrasındaki ilk mesailerinde kötü performans gösterdikleri, %24’ünün ilk bir haftasında kötü performans gösterdikleri,  ilerleyen zamanlarda da %19 unun performansının etkilendiği gösterilmiştir. Yaşanan şiddet olayı sonrasında %73’ünün hastalarından korktukları,  %24’ünün hastaların şiddetinden korktukları,  %35’inin hastaları "potansiyel şiddet gösteren" olarak gördükleri bildirilmiştir


Yapılan çalışmalarda şiddete uğrayanlarda şiddetin psikolojik etkileri gösterilmiştir. Şaşkınlık, kızgınlık, çaresizlik, korku, tükenmişlik, güven kaybı, kendini suçlama gibi farklı duygulara neden olduğu belirtilmiştir.  Ayrıca özellikle fiziksel şiddete uğrayan çalışanlarda, travma sonrası stres bozukluğu gelişebileceğine değinilmiştir. Çalışmalarda saptanan bir diğer sonuç, şiddete uğrayan sağlık çalışanının, diğer hastalara sunduğu hizmet kalitesinin dolaylı olarak düşmesidir.


Türkiye’de 2006 da yapılan çalışmada şiddete uğrayan sağlık çalışanlarının %43.5’i herhangi bir sorun belirtmezken, %56.2’sinin anksiyete veya irritasyon bulguları gösterdikleri saptanmıştır. Bu kişilerin büyük bir çoğunluğunun (%87.8), tedavi almadığı görülmüştür.



Güvenli Çalışma Ortamının Oluşturulması

Şiddet riskini azaltmanın en önemli yolu, çalışma ortamında yeterli güvenlik önlemlerinin alınmasıdır. Çalışmalar daha çok acil servisler için yapılmış olsa da, diğer bölümler için de uyarlanabilir.

ABD’de acil servislerdeki şiddete karşı oldukça sıkı önlemler alınmaktadır. Örneğin, metal detektörlerin kullanılması, hastane içine silah sokmayı önlemektedir. Yapılan anketlerde, hasta, hasta yakını ve çalışanların büyük bir oranının (%73-%89) metal detektörler sayesinde kendilerini güvende hissettikleri belirtilmiştir. Başka bir önlem de, güvenlik köpeklerinin bulundurulmasıdır. Yapılan bir çalışmada, acil serviste K-9 köpeklerinin bulundurulmasının şiddet riskini oldukça azalttığı, özellikle çete aktivitelerini kontrol etmekte yardımcı olduğu gösterilmiştir.Alınabilecek diğer geniş çaplı önlemler; uygun raporlama sistemleri, etkili güvenlik eğitimleri, görevli kişilerle 24 saat alan içi güvenlik sağlanması, güvenlikli kapılar, güvenlik kameraları, metal detektörler ve kontrol noktaları, koruyucu akrilik pencere ve panik alarmlarıdır.


Kaynak:


Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddet: Risk Faktörleri, Etkileri, Değerlendirilmesi ve Önlenmesi

Violence Towards Health Care Staff:

Risk Factors, Aftereffects,

Evaluation and Prevention

Bilge Annagür 1

1 Uzm. Dr., Konya Numune Hastanesi, Konya


İrtibat teli arayın :

SAĞLIK ÇALIŞANI GÜVENLİĞİ VE HUKUKSAL SORUMLULUK

Nerden Nereye: /

17.02.2011

Prof. Dr. Hakan HAKERİ*
ÖZET

Tıp hukuku alanında gerek kurumsal ve gerekse bireysel hukuksal sorumluluk bakımından üzerinde önemle durulması gereken konulardan birisi güvenlik konusudur. Bu bağlamda sadece hasta güvenliği değil, sağlık çalışanı güvenliği de ele alınmalıdır. Sağlık çalışanı güvenliği çerçevesinde alınması gereken tedbirler ve

bu tedbirlerin alınmaması halinde ne tür bir hukuksal sorumluluğun doğacağı ve bu  sorumluluğun kimlere ait olacağı bu çalışmada ele alınmaktadır. Bu sorumluluk esas itibarıyla kasten/taksirle öldürme ve kasten/taksirle yaralama eylemleri nedeniyle söz konusu olacaktır.

Anahtar Kelimeler: Tıp Hukuku, Çalışan Güvenliği, Çalışan Sorumluluğu

ABSTRACT

The field of medical law, the corporate and individual legal responsibility should be emphasized in terms of security. In this context, not only patient safety,healthcare worker safety should also be addressed. In this study is being discussed safety of healthcare staff and the measures to be taken. Also legal responsibilty regarding lack of this measures are being discussed. This legal responsibility is responsibility because of intentionally/unintentionally killing or injury.

Key Words: Medical Law, Employee Safety, Employee Responsibility

GİRİŞ

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 37. maddesine göre, “herkesin, sağlık kurum ve kuruluşlarında güvenlik içinde olmayı bekleme ve bunu istemek hakları vardır”. Bu hak sadece hastalar bakımından geçerli olmayıp, aynı zamanda sağlık çalışanları bakımından da geçerlidir. Bu kısa çalışmada, bu çerçevede nelere dikkat edilmesi gerektiği ve bu husustaki kurallara aykırılığın ne tür hukuksal yaptırımlara neden olabileceğini ele almak istiyorum.

* Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı.

GENEL BİLGİLER

Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanması

ve Korunmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ’in* çalışan güvenliği başlıklı 15.maddesi şöyledir:

(1) Çalışan güvenliği için alınması gereken tedbirler şunlardır:

a) Çalışanları olası risk ve tehlikelere karşı korumak amacıyla, riskli alan ve gruplar belirlenir. Bu çerçevede Çalışan Güvenliği Programı oluşturulur ve uygulamaya konulur.

b) Riskli bölümlerde çalışan personel için ilgili mevzuat doğrultusunda düzenli olarak sağlık taramaları yapılır.

c) İğne ucu yaralanmaları takip edilir ve gerekli önlemler alınır.

ç) Kemoterapi hazırlama ve uygulama alanları gibi yüksek riskli bölümlerde çalışan personelin güvenliği için yürürlüğe konulan Antineoplastik İlaçlarla Güvenli Çalışma Rehberi doğrultusunda uygulama yapılır.

d) Kan veya vücut sıvısının damlama/sıçrama riskinin olduğu tüm hasta bakım ve müdahale bölgelerinde önlük, eldiven, yüz maskesi, gözlük ve benzeri

kişisel koruyucu ekipmanlar bulundurulur.

e) Bulaş özelliği yüksek hastalar ve özellikli grupların tedavi ve bakım sürecinde,hasta ve çalışanları korumak için kurum gerekli tedbirleri alır.

f) Radyasyona tabi çalışan kişilerin dozimetre kontrolleri düzenli olarak yapılır.Türkiye Atom Enerjisi Kurumunca önerilen takip sürelerine uyulması

zorunludur.

g) Lateks allerjisi olan personele yönelik düzenlemeler yapılır.

h) Çalışanların bulaş riski olan hastalıklara karşı korunması için, Enfeksiyon Kontrol Komitesi tarafından aşı listesi oluşturulur ve riskli alanlarda çalışan personelin aşılanması sağlanır.

Aynı tebliğin hasta ve çalışanlar için güvenlik tedbirleri başlıklı 18.maddesine göre,

(1) Hasta ve çalışanların fiziksel saldırı, cinsel taciz ve şiddete maruz kalmalarına karşı gerekli güvenlik tedbirlerinin alınması için yapılacak işlemler şunlardır:

a) Sağlık kurum veya kuruluşu tarafından, fiziksel saldırılara karşı gerekli tedbirler alınır ve prensipler belirlenir.

b) Özellikle çalışanların şiddete maruz kaldığı durumlarda çalışanın şikâyetlerini değerlendirecek ve üst yönetimin desteğini hissedeceği bir düzenleme yapılır.

c) Bu tür durumlara müdahale edecek ve 24 saat esasına dayalı olarak görev yapabilecek nitelikte sorumlu bir ekip bulundurulur.


Tebliğin 19.maddesi ise afetler ve olağan dışı durumlarda alınacak tedbirleri düzenlemektedir:

(1) Afetlerde (deprem, yangın, sel) ve olağan dışı durumlarda tedbir alınması için yapılacak işlemler şunlardır:

a) Kurum bir afet planı oluşturur.

b) Afet planının tatbikatları yılda en az bir kere yapılır. 1.derece deprem bölgesinde olan kurumlar yılda en az iki kez deprem tatbikatı yapar.

c) Afet planında insanların toplanma alanları belirlenir ve tatbikatlar bu toplanma alanları üzerinde gerçekleştirilir.

ç) Toplanma alanında o gün kurumda yatan hastaların ve o gün kurumda görev yapan tüm personelin listesi kontrol edilerek kişiler, mekândan tahliye edilir.

d) Özürlü ve yatan hastaların tahliyesini sağlayacak araçlar, kurumda hazır bulundurulur.

e) Yangın söndürme araçlarının her an kullanıma hazır olması sağlanır.

f) Tüm personel yangın söndürme teknikleri ve söndürme cihazlarının kullanımı konusunda eğitilir.

g) Yangın  söndürme tesisatı beş senede bir genel kontrolden geçirilir.

Tebliğin 20/1.maddesine göre, “sağlık kurum ve kuruluşları, türlerine,

bünyelerindeki tıbbi hizmet birimleri ve niteliklerine göre bu Tebliğin ilgili hükümlerini yerine getirmekle yükümlüdür”.

Görüldüğü üzere, sağlık çalışanı güvenliğine ilişkin olarak alınması gereken tedbirler bulunmaktadır. Esasen çok yeni olan bu tebliğ olmasa dahi, kurum yöneticilerinin, hukukun genel prensiplerinden kaynaklanan tedbir alma yükümlülüğü vardır. Hastane yönetiminin, somut organizasyon yükümlülükleri bulunmaktadır. Ayrıca, sözleşmeden kaynaklanan birtakım yükümlülükleri de vardır. Hastaneler sadece tıbbi tedavi sağlayan kurumlar olmayıp, hasta bakımının bütün yönleriyle ilgili tam bir servis sağlamakla yükümlü olduğu gibi, bu çerçevede, kendi çalışanına karşı yükümlülüklerini de yerine getirmelidir. Örneğin, sağlıklı yiyecek, bulaşıcı hastalıkların önlenmesi, acil çıkış imkânlarıyla donatılmış sağlıklı binalarda hizmetin sağlanması gibi. Sonuç itibarıyla, hastane yönetimi özen borcu çerçevesinde kendini geliştirmekle yükümlüdür.

Karşılaştırmalı hukukta da, hastane yönetiminin genel olarak dört alanda görevleri olduğu kabul edilmektedir.


1. Tesisin ve ekipmanın güvenilir ve uygun bakımı için gerekli özeni göstermek.

2. Sadece ehil hekimleri seçmek ve çalıştırmak.

3. Tıp bilimini icra eden veya hasta bakımında faaliyet gösteren herkesi denetlemek.

4. Hastalar için kaliteli bir bakımı sağlamak için uygun kuralları ve siyaseti belirlemek ve uygulamak.

5. Bu sayılanlara, sağlık çalışanının güvenliğine ilişkin tedbirleri almak da eklenebilir.

Hastane yönetiminin “hastane bakımı” kavramı içinde yer alan edimlerini yerine getirmemesi; örneğin, bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması, yeterli ısıtma yapılmaması dolayısıyla hastaların veya personelin hastalanmasına neden olunması; cerrahi müdahalede kullanılan araç ve gereçlerin bozuk olması nedeniyle veya organizasyon yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle personelin malpraktis iddialarına maruz kalması; yangına karşı gerekli tedbirlerin alınmamış olması gibi olaylarda hastane yönetimi kusurlu kabul edilebilmektedir*


Gece acil hizmeti yapan hekim, kural olarak kendisine bu görevi veren sorumlunun, kendisinin yeteneklerini aşacak muhtemel bir komplikasyon durumunda gerekli tedbirleri (örneğin, daha tecrübeli bir hekimin hazır bulundurulması gibi) aldığına güvenebilir. Böylece bu noktada bir sorun çıkması halinde, sorumlu hastane yönetimi veya ilgili birim sorumlusu olacaktır.

Hastane yönetiminin özen gösterme borcunun bir sonucu olarak, hastanede bulunması gereken asgari unsurları bulundurması; tıp bilimi ve uygulamasında ortaya  çıkan yeni gelişmeleri takip ederek hastaneyi buna uydurması gerekmektedir.

Aynı şekilde tıbbi teknik aletlerdeki yeni gelişmeler takip edilmeli, eskimiş aletler  yenileriyle değiştirilmelidir. Bunlar bir yandan hasta güvenliğine hizmet ederken,  aynı zamanda çalışan güvenliğini de sağlamaya yönelik esaslardır.

Hastane yönetiminin istihdam ettiği personel ile ilgili olarak da sorumlulukları bulunmaktadır. Hastanenin üç ana görevinden bahsedilebilir: Bakım, muhafaza ve denetim. Bu görevler personel tarafından yerine getirilecekse de, hastane, bu personelin iyi bir şekilde seçilmesi, eğitilmesi ve denetlenmesi konularında hastasına

karşı sorumludur. Dolayısıyla, öncelikle hekim dâhil bütün sağlık personelinin seçimi, denetlenmesi ve organizasyonu görevleri gereği gibi yerine getirilmelidir.

Örneğin, bir görevin uzmanı olmayan bir kişiye verilmesi, alkol, uyuşturucu vb. nedenlerle görevi gereği gibi yerine getiremeyecek bir kimseye müdahale edilmemesi organizasyon kusuru olarak değerlendirilir. Böylece hastane işleticisi gerek tıbbi, gerekse tıbbi olmayan personeli seçerken özenli hareket etmek ve bunları yeni gelişmelere uygun hale getirmek zorundadır. Bunlar aynı zamanda sağlık çalışanının hukuksal güvenliğine de hizmet eden tedbirlerdir. Zira ekip çalışmasında ekibe mensup bir kimsede bulunan sorunlar, ekibin tümünü etkileyecektir.

Yönetim, hastanede hatasız çalışılmasını sağlamak, bu amaçla ilgili bölümlerdeki organizasyonu soyut olarak belirledikten başka, somut olayda güçlükler çıktığı takdirde müdahale de etmek durumundadır. Bu bakımdan sadece ilk organizasyonun yapılmış olması yetmez, bunun sürekli denetlenmesi ve iyi yürüyüp yürümediğinin kontrol edilmesi gerekir. Hastane yönetimi, eldeki mevcut personel ile

hizmetin en iyi şekilde yürütülmesine ilişkin organizasyonu iyi yapmalıdır. Tecrübeli cerrahlar hazır bulundurularak, ameliyatların iyi şekilde yapılması sağlanmalı, keza hekimlerin nöbetleri de iyi ayarlanmak suretiyle, hekimlerin üzerine çok yük yüklenmemeli ve böylece yorgunluk veya konsantrasyon eksikliği nedeniyle, tıbbi müdahalelerin sağlıklı yapılmamasının önündeki engeller kaldırılmalıdır. Nitekim bir mahkeme kararında, bir asistanın anestezist hekim olarak aynı anda üç ameliyatta birden görevli olduğu sırada, hastalardan birinde ağır beyin zararlarına yol açan nefes alma problemlerinin meydana çıkması dolayısıyla hastane sorumlu tutulmuştur.

Hastane yönetimi, hekimlerin branşı itibarıyla hastaya ayırması gereken süreyi göz önünde bulundurarak, görevlendirme yapması gerekir. Hekim de, hasta sayısının fazlalığını ileri sürerek, gerekli standardı sağlayamadığını ileri süremez.

Hastane yönetiminin yanlış görevlendirmesi veya zorlaması, hekimin gerekli standarttan hasta aleyhine taviz vermesini haklı gösteremez. Böyle bir durumda tıbbi uygulama hatasının vukuu durumunda hem hekim, hem de hastane yönetiminin kusurlu olacağında tereddüt yoktur. Ancak hastane yönetiminin resmi bir görevlendirmesi durumunda, bu husus hekimin cezasının belirlenmesinde göz önünde bulundurulabilir. Hastanın ameliyata en iyi şekilde hazırlanması, ameliyat edilmesi, hastane enfeksiyonundan korunması hastanenin sorumluluğu altındadır. Hasta müşahede evrakının titiz bir şekilde doldurulması, elde edilen bilgilerin tedavi eden hekime en iyi şekilde ulaştırılması, konsültasyon bilgilerinin doğru ve tedaviyi yanıltmayacak şekilde bulunması, bu hususların değerlendirilmesinde çok önemlidir. Bu suretle hekimin hatalı tıbbi uygulama yapması da önlenmiş olacaktır.

Hastanenin sıhhî kalması da organizasyon görevlerindendir. Klinik yönetimi,dezenfeksiyon maddelerini kullanıma hazır tutmak durumundadır. Uygulamada temizlik görevinin bir firmaya devredilmesiyle hastane yönetiminin sorumluluktan kurtulmayacağı, yönetimin açık talimatlar ve kontrollerle, personel veya vatandaşlar tehlikeye sokulmaksızın hastanenin temiz tutulması konusunda çaba göstermesi gerektiğine karar verilmiştir.

Hırsızlıklar, muhtemel kavga ve çatışmalar için yeterli güvenlik personelinin bulundurulmaması gibi hallerde de hastane yönetiminin organizasyon kusuru söz konusu olacaktır.

Bu konuya ilişkin olarak, özellikle vurgulanması gereken bir husus da,

uygulamadaki problemlerin rapor edilmesine ilişkin sistemlerin geliştirilmesi ve bu konuda katkısı olan personelin herhangi bir ayrımcı muameleye maruz kalmamasına özen gösterilmesidir. Nitekim Hasta Haklarına İlişkin Avrupa Statüsü’nün 9.maddesi bu hususa dikkat çekmektedir. Buna göre, “üst amirlerine mevcut riskleri rapor eden sağlık personeli muhtemel ters durumlardan korunmalıdır”.

HUKUKSAL SORUMLULUK

Yukarıda sağlık çalışanının güvenliği bakımından hastane yönetiminin alması gereken tedbirlerin neler olması gerektiğini ele aldım. Bu başlık altında, bu tedbirlerin alınmasında ihmal veya kastı olan yöneticilerin hukuksal sorumluluğunun nasıl belirleneceği konusu üzerinde durmak istiyorum.

Bu tedbirlerin alınmaması durumunda, henüz ortaya zararlı bir sonuç çıkmamışsa, ilgili yöneticilerin disiplin sorumluluğu söz konusu olur. Sağlık Bakanlığı bu kimseler hakkında disiplin soruşturması yapar ve ilgili mevzuata uyulmamış olması nedeniyle disiplin mevzuatında öngörülmüş olan disiplin cezalarından birini uygular.

Buna karşılık, bu tedbirlerin alınmaması neticesinde zararlı bir sonuç ortaya çıkmış, örneğin bir sağlık çalışanı hastalanmış veya daha da kötüsü, ölmüş ise bu takdirde sorumluluk, iki ayrı tür olabilir. İlkin, hastane yöneticisi bu tedbirleri kasten almamıştır. Bu takdirde de, hastane yöneticisinin sorumluluğu, sağlık çalışanının sağlığı zarar görmüşse TCK 88 gereğince belirlenecek; sağlık çalışanı ölmüşse ise TCK 83 gereğince on yıl ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası arasında değişen bir ceza söz konu olabilecektir. Buna karşılık hastane yöneticisi bu tedbirleri ihmal ederek almamış, herhangi bir sağlık çalışanının zarar görmesini istememişse, sağlık çalışanının sağlığının zarar gördüğü hallerde TCK 89 gereğince üç aydan başlayan hapis cezası; sağlık çalışanının öldüğü hallerde ise TCK 85 gereğince iki yıldan başlayan hapis cezası söz konusu olabilecektir.

Bunun yanı sıra ayrıca yöneticinin, zarar verdiği sağlık çalışanına; sağlık çalışanı bu nedenle vefat etmişse, yakınlarına karşı maddi ve manevi tazminat sorumluluğu da olacaktır.

Burada ortaya çıkabilecek sorun, bu tip durumlarda hastanedeki hangi yöneticinin sorumlu kabul edileceğidir. Yukarıda bahsetmiş olduğum tebliğin 20.maddesi bu hususu düzenlemektedir. Buna göre:

Bu tebliğde yer alan esas ve usullerin kesintisiz ve etkin bir şekilde uygulanması, uygulama sırasında tespit edilen sorun ve aksaklıkların giderilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve uygulamanın takip ve denetimi ilgili sağlık kurum veya kuruluşunun en üst amirinin yükümlülüğündedir”. Böylece yukarıda belirtmiş olduğum hukuksal sorumluluk ilkin en üst amirin, yani başhekimin olacaktır. Bununla beraber, başhekimin bu konuda görevlendirdiği diğer personelin de sorumlu olabileceği gözden kaçmamalıdır*

KAYNAKLAR

- Hakeri, Hakan, Tıp Hukuku, Ankara 2007, s. 366 vd.

- RG: 29 Nisan 2009, Sayı : 27214, Sağlık Kurum ve Kuruluşlarında Hasta ve Çalışan Güvenliğinin Sağlanması ve Korunmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında

Tebliğ.

- Thompson V., Nason Hospital, 1991.


İrtibat teli arayın :

HASTANELERDE HASTA VE ÇALIŞAN GÜVENLİĞİ NE BOYUTLARDA

Nerden Nereye: /

17.02.2011

Türkiye’deki hastane ve sağlık merkezlerinde ki “Hasta ve Çalışan Güvenliği ” konusunu değerlendiren uzmanlar, sistemin olası olumsuzluklar konusunda hazırlıksız olduğuna ve gerekli önlemlerin alınmasında yetersiz kalındığına işaret ediyorlar.


1999''da ABD Tıp Enstitüsü tarafından hazırlanan bir rapora göre ABD''de her yıl 44-98 bin hasta tıbbi hatalar yüzünden ölüyor. Hataların çoğu doktor hatasının aksine, kurumsal aksaklıklar ve sistemsizlikler nedeniyle ortaya çıkıyor. Kurumsal aksaklıklar olarak adlandırılan sistem hatalarının başında ise hastanelerde alınmayan önlem ve uyulmayan kurallar yer alıyor. Sadece hasta değil, aynı zamanda çalışan güvenliğini de tehdit eden bu kuralsızlıklar, zincirleme hataların yapılmasına sebep oluyor. Konu hakkında çeşitli araştırmalar yapan muhabirlerimiz “Hasta ve Çalışan Güvenliği”ni sizler için araştırdı. Sağlık Yayıncılık


Hastane enfeksiyonlarının her hastaya bir haftalık ekstra maliyeti 1200 dolar


Türkiye’deki hastane ve sağlık merkezlerindeki “güvenlik” konusunu değerlendiren uzmanlar, sistemin olası olumsuzluklar konusunda hazırlıksız olduğuna ve gerekli önlemlerin alınmasında yetersiz kalındığına işaret ediyorlar. Hastane enfeksiyonlarının Amerikan ekonomisine yıllık maliyetinin 6,7 milyon doları, İngiliz ekonomisine ise 1,7 milyon doları bulduğuna değinen uzmanlar, bu enfeksiyon türlerinin Türk ekonomisine verdiği zarar hakkında halen gerçekçi bir istatisliğin bulunmadığına dikkat çekiyorlar. Hacettepe Üniversitesi''nin yaptığı bir araştırmaya göre hastane enfeksiyonları hastaya bir haftada yaklaşık 1200 dolar ekstra maliyet yaratıyor. Bu rakamın üzerine çalışanların tedavi maliyetini de eklediğimizde 2000 doları bulması mümkün…


Hizmet içi eğitimler 3 ayda bir tekrarlanmalı


Yapılan analizler ve değerlendirmeler, istenmeyen sonuçlar olarak adlandırılan, önlenebilir hatalar, ölümler, yüksek maliyetler, yüksek iş gücü kaybı gibi durumların yalnızca sağlık profesyonellerine atfedilemeyeceğini gösteriyor. Konuyu taraflıca irdeleyen uzmanlar, hasta ve çalışan güvenliğinin zincirleme devam eden bir sistem yapısı olduğunu belirterek, sistem içinde yer alan her halkanın tek tek incelenmesi gerektiğine değindiler. Hastanelerde el yıkama, atıkların kontrolü, enfeksiyon, aşılar, hijyenik çalışma koşulları, bulaşıcı hastalıklardan korunma konularıyla ilgili hizmet içi programlarının her 3 ayda bir tekrarlanması gerektiğini kaydeden uzmanlar, meselenin sadece sağlık çalışanlarının bilgi eksikliği olarak görmenin yanlış olduğunu belirtiyorlar.


Bulun, “Cerrahi hatalar hasta güvenliğini tehdit ediyor”


Konuya ilişkin Sağlık Dergisi’ne değerlendirmelerde bulunan Hasta Güvenliği Derneği Başkanı Mustafa Bulun, genel anlamda cerrahi sağlık hizmetlerinin, tıbbi hataların en fazla olduğu alanlardan biri olduğuna değindi. Bulun, cerrahi hizmetlerin, sadece ameliyatın yapıldığı süreye indirgenemeyeceğini dile getirdi. Cerrahinin öncesi ve sonrasında bu sürece dahil olduğunu kaydeden Bulun, bu süreçte de hasta güvenliğinin iyi değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Hasta Güvenliği Derneği Başkanı Bulun, bu sürecin, aynı zamanda etkileşim içinde olduğu çevresi ile de bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken bir süreç olduğunu belirterek, “ Öncesinde ve sonrasında meydana gelen olaylardan ve çevreden kaynaklanan hatalar da bu kapsamda değerlendirilmelidir” dedi.


Yanlış ilaç kullanımı hastaların iyileşme sürecini geciktiriyor


Yanlış ilaç kullanımı sonucunda hasta ölümlerinin de oldukça büyük boyutlarda olduğuna dikkat çeken B ulun bu konuda da şunları söyledi: “IOM tarafından yeni yayınlanan “Preventing Medication Errors” adlı rapora göre; ABD''de her yıl 1.5 Milyon önlenebilir ilaç yan etkisi meydana gelmektedir. İlaç hatalarına bağlı ekonomik kayıp ise 2006 yılı rakamları ile 3.5 Milyar USD civarındadır. Bu hatalar ilacın reçete edilmesinden, reçetelerin okunmasına, bu ilaçların eczanelerden verilmesinden, kullanımına kadar her aşamada ortaya çıkabilmektedir. Yine aynı şekilde bu aşamaların her birinde de daha önce hatalı olan bir aşamanın düzeltilme imkanı vardır. Bu da hatanın meydana gelmesinde olduğu kadar, önlenmesinde de sistemin önemini aklımıza getirmektedir” diye konuştu.


Enfeksiyonlar hastanelerin lavabolarından taşınıyor


Hastanelerin bir çok polikliniğinde halen hijyen kurallarının başında yer alan sabun ve havlu peçete bulmanın mümkün olmadığına da değinen Bulun, Hepatit, AIDS, Tüberküloz gibi kronik hastalar için eldiven, maske, önlük gibi gerekli malzemelerin ne çalışan sağlık personeline, ne de hasta yakını refakatçilere yeterince sağlanamadığını söyledi. Bulun, bu durumun yeteri kadar korunamayan çalışan, hasta ve hasta yakınlarına enfeksiyon taşımada birincil faktör yapmaya yettiğini kaydetti.


Şimşek, “Sağlık çalışanlarının çalışma şartları son derece riskli”


Çalışan Güvenliği hakkında bilgi veren Onkoloji Hastanesi Başhekimi Cebrail Şimşek ise sağlık ve güvenlik konularının ülkemizde bugüne kadar sadece işçiler için algılana gelmiş ve mevzuat yapılanmasında da hep böyle kurgulanmış bir kavram olduğunu söyledi. Sağlık ve güvenlik konularının her çalışanın hak ve ihtiyacı olduğunu dile getiren Şimşek, bu bağlamda sağlık çalışanlarının sağlık ve güvenliğinin özel bir önem arz etmekte olduğunu ifade etti. Sağlık kuruluşları ve özellikle hastanelerin, en fazla teknolojik çeşitliliğin kullanıldığı ve en fazla meslek grubunun bir arada çalıştığı işletmeler olduğunu söyleyen Şimşek, sağlık çalışanlarının maruz kaldıkları risklerin tek tek sıralanamayacağı kadar çok ve çeşitli olduğunu söyledi.


Radyasyon, iğne yaralanmaları ve hava kirliliği öncelikli riskler arasında


Bunları konu başlıkları halinde anlatan Şimşek şunları söyledi: “İğne ve diğer sivri uçlu cisim yaralanmaları, ciltle temas, solunum ve diğer yollarla, bulaşan bir çok hastalığa davetiye çıkarılıyor. Bu anlamda sağlık çalışanlarımız, başta hepatit A, B ve C, AIDS, TBC olmak üzere bir çok enfeksiyon hastalığına maruziyet riski altında çalışmaktadırlar. Radyoterapi, Nükleer Tıp ve Radyoloji çalışanları başta olmak üzere, sağlık çalışanları, iyonizan ve non iyonizan radyasyon risklerine maruz kalırlar. Bunların çeşitli kanserojen ve teratojen, mutajen etkileri söz konusudur. Ayrıca ultraviyole, laser, mikrodalga, ultrason, fotokopi makinaları gibi riskli çalışma ortamlarında sürekli bulunma, bir kısım kümülatif zararlanmalara neden olabilmektedir. Bilgisayar ekranları, gürültü, aydınlatma koşulları, havalandırma sistemleri, iç ortam hava kirliliği sorunları, sağlık kurumlarında sürekli bulunan sağlık çalışanlarını, buralarda sadece geçici olarak bulunan hasta ve yakınlarına göre çok daha fazla etkilemektedir. Patoloji, Biyokimya, Hematoloji ve diğer laboratuvarlarda kullanılan asit ve alkaliler, tuzlar, boyalar, uçucu organik solventler, başta kanser ilaçları olmak üzere çeşitli ilaçlar, allerjiden kansere kadar bir dizi hastalığın oluşumu için önemli risk faktörleridir. Sterilizasyon ve dezenfeksiyon için kullanılan çeşitli deterjanlar, formaldehit, glutaraldehit, gaz sterilizasyonunda kullanılan etilen oksit, kullananlar için hiç de masum olmayan zararlı ajanlardır”


Sağlıkçılar, “Tükenmişlik Sendromu” ile karşı karşıya


Hastanelerin tıbbi ve evsel atıklarının, diğer pek çok atıklara göre daha fazla mesleki risk taşıdığını ifade eden Başhekim Şimşek, ameliyathanelerde kullanılan anestezi gazlarının, koter ve laserle dokunun yakılması işlemi sırasında ortaya çıkan dumanların, çeşitli sağlık zararlarına neden olduğunu belirtti. Ayrıca, sağlık çalışanlarının doğrudan insanın kendisi ile uğraştıkları için, çok yoğun dikkat gerektiren, hata affetmeyen bir işle yüz yüze olduklarını söyleyen Şimşek, çalışma koşulları, özlük hakları, emeklilik güvenceleri ve daha bir çok risk faktörü üst üste konulduğunda yoğun bir iş stresine maruz kaldıklarını kaydetti. “Bırakın yardımcı sağlık personelini, hekimlerinin bile gelecek endişesi taşıdığı bu meslek grubunun ağır derecede tükenmişlik sendromu bulguları yaşadıkları, yapılan bilimsel çalışmalarla gösterilmektedir” şeklinde konuştu.


Sağlıkçılar sağlıklarını düşünmüyor


Öte yandan Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu tarafından yayımlanan bilimsel bir dergide, çalışan güvenliği konusunda en çok nasibini alanların yardımcı sağlık personeli olduğu ortaya çıktı. Gaziantep’te biri özel 3 hastanede çalışan 290 hemşire yapılan “Hemşirelerin Hepatit B ve C virüslerinden korunmak için aldıkları önlemlerin belirlenmesi” konulu araştırmada ilginç bulgular elde edildi.


Araştırma sonuçları


Hemşirelerinin yüzde 49.9’nun serolojik testi pozitif olan hastaların atıklarının nasıl imha edildiğini bilmedikleri belirlenen araştırmada, hastaların serolojik testlerini kontrol eden hemşire oranı ise yüzde 74.8 olduğu belirlendi. Araştırmada, hemşirelerin çalıştıkları kurumlara göre hastaların serilojik testlerini kontrol etme oranı üniversite hastanesinde yüzde 60, devlet hastanesinde yüzde 76.8, özel hastanede ise yüzde 88.4 olduğu belirlendi.


Serolojik testleri pozitif olan hastaların atıklarının imhasını üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin yüzde 61’nin, devlet hastanesinde çalışanların yüzde 47.4’ünün, özel hastanede çalışanlarınise 31.6’sının bilmediği de belirlendi.


Kesici ve delici aletler çok önemli


Kesici ve delici aletle yaralanmaların sağlık çalışanlarının kanla taşınan enfeksiyonlara maruz bırakmaya devam ettiğine dikkat çekilen araştırmada, bu aletlerin imhası için hemşirelerin sadece yüzde 50.3’nün özel imha atık kutularının kullandığına işaret edildi. Üniversite hastanesinde görevli hemşirelerin yüzde 38’i, devlet hastanesinde çalışanların yüzde 21.1’i, özel hastanede çalışanların ise yüzde 95.6’sı kesici ve delici aletleri özel imha atık kutularına atıyor.Hemşirelerin korunmak için kullandıkları bariyer yöntemlerinden en çok yüzde 90 ile eldiven kullandıklarının da belirlendiği araştırmada, özel hastanede çalışan hemşirelerin yüzde 94.8’i, devlet hastanesinde çalışanların 92.6’sı, üniversite hastanesinde çalışanların ise yüzde 83’ü eldiven kullanıyor.Hastaya yapılacak sağlık girişimi öncesi eldiven giyme oranı yüzde 85.2 olurken, üniversite hastanesinde görevli hemşirelerin girişim öncesi eldiven giyme oranın yüzde 83, devlet hastanesindeki hemşirelerde yüzde 88.5, özel hastanedeki hemşirelerde ise 84.2 olduğu saptandı.


Eller çok önemli


Enfeksiyon ajanlarının geçişinden sorumlu tutulan en önemli etken sağlık personelinin elleri olduğuna da dikkat çekilen araştırmada hemşirelerin yapacakları sağlık girişim öncesi el yıkama oranın ise yüzde 77.2 olduğu saptandı. Özel ve devlet hastanesinde çalışan hemşirelerin yüzde 79 girişim öncesi el yıkarken, üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerde bu oranın yüzde 74 olduğuna işaret edildi. Hastadan hastaya geçişte el yıkayan hemşirelerin oranı yüzde 47.9 olduğu, bu oranın üniversite hastanesinde hemşirelerde yüzde 39, devlet hastanesinde hemşirelerde yüzde 50.5, özel hastanede görevli hemşirelerde ise yüzde 54.7 oldu.


Serolojik testler


Hemşirelerin hem kendisini hem de hastaların sağlıklarını koruma açısından serolojik testlerini düzenli aralıklarla baktırmaları ve Hepatit B aşısını yaptırmaları oldukça önemli olduğu ifade edilen araştırmada, hemşirelerin sadece yüzde 30.3’üne rutin olarak serolojik test yaptırdığı da belirlendi. Üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerden rutin test yaptıranların oranı yüzde 10 olurken, özel hastanede görevli hemşirelerin yüzde 40’ı, devlet hastanesindeki hemşirelerinde yüzde 42.1’i rutin test yaptırıyor. Rutin testleri yaptıranların sadece yüzde 10’nu 3-6 aralıklarıyla tetkikleri yaptırdıkları, hiç tetkik yaptırmayanların oranı ise yüzde 69.3 olması dikkati çekici bulundu. Araştırmada Hepatit-B aşısı yaptıranların oranı ise 65.9 olduğu belirlendi. Üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin yüzde 59’u aşı yaptırırken, bu oran devlet hastanesinde yüzde 63.1, özel hastanede ise 75.8 olduğu belirlendi.


Hepatit eğitimi


Araştırmaya katılan hemşirelerin yüzde 52.8’nin Hapatit-B ve C’den korunma konusunda hizmet içi eğitim aldığı belirlenmesine karşın hemşirelerinde yüzde 85.2’sinin bu konuda tekrar hizmet içi eğitim görmek istediği de ortaya çıktı.Araştırma sonuçlara göre, her kurumda enfeksiyon kontrol komitesinin kurularak, bu komitede enfeksiyon kontrol hemşiresinin aktif olarak görev alması önerildi.

                          kaynak:www.yorumla.net › Genel BilgiSağlık


İrtibat teli arayın :

Aktif Kullanıcı: 268 Üye Sayısı: 48350

Telif Hakkı © T.C.Sağlık Bakanlığı 2017